Gecenin Sesleri

24 Eylül 2011 Cumartesi

Kolpa Hareketler Bunlar...

Sesleri duyuyor musun? Korku kokuyor buram buram ve öfkenin sıcaklığı neredeyse tenimi yakacak… Birileri gene toplumu şoklamış son baskı. Hepsi oturdukları yerde ne kadar da cesurlar değil mi? Sanki savaş alanının yegane eksikliği onlar… Onlar da olsa her şey çözüme kavuşacak sanırsın. Haha gözleri korkudan körleşmiş. Birbirlerinin babafingolarını o kadar ölçmeye dalmışlar ki kendilerine giren çıkandan haberdar bile değiller. Emperyal işini biliyor oğlum, emperyal işini biliyor… Bu, cesaretle boyanmış korku naralarının yanı sıra bir de habire soranlar var: “Sorun ne?? Neden hala çözüm yok!?” Bulmadın da ondan güzelim. Sen kordonda oturmuş biranı yudumlarken kardeş kardeşin amına koyuyordu o sırada. Kendi kanlarında boğulurken, babacıklar paralarını sayıp altın kaplama dişlerle çürük çürük gülümsüyorlardı, inci inci ağlayan analarımızın aksine. “Sözün bittiği yer…” E hayde sevişelim o zaman! Özgürlüğü kuşanalım ruhlarımıza. Üç beden büyük mü?? Fark etmez sen koş o kanatlanacaktır ;) Üç beden küçük mü diyorsun? Haha o alacaktır sevginin ve umudun şeklini! Artık bekleyişler kanlı; o halde hareketlerimizden akacak kandan ne korkumuz var?! Üç başlı köpeği zincire vurmalı ilk. Tasması yanlış kişilerin elinde… Çiğ et yemekten gözü dönmüş. Faşizm, Irkçılık ve Şövenizm. Ardından onu efendilerinin üzerine salalım: Emperyal, Liboşyan, Kapito ve Oligar… Ardından yeni bir isim gerek ona: Özgürlük, Adalet, Anlayış… Ve hayallerimizin uçsuz bucaksız kırlarına salmalı. Ben deliyim ha? Pekala söyle bana: Sen sahip olduklarının esiri, bana değmeyen yılan felsefesinin onursal başkanı, kaybetme korkusuyla çarpılmış gülüşlerin yüzü, kendin olamayan konu mankeni sen; ‘normal’sin ve ben deliyim öyle mi? Kusura bakma velet. İster yalnızca toprağa karışık bok olayım, ister cennete huzur, ister cehennem de çümbüş bulayım, istersem reankarne ekspreslerde harcayayım vakti mi; ben, bu çarka U-YA-MAM! Tanrı var ya da yok; dünya adil ya da değil, tek bildiğim şehirler var ve şu aralar hiç adil değiller… Avuç açmak bana göre değil, dizlerim kireçlenmiş yolları aşındırmaktan; üzerlerine çökemiyorum. Yalvarırken astımım azıyor. Ve kabullenmeyi sürekli unutuyorum. Suç ben de mi? Ruhum özgür lan?! İlk taşı umursayanınız atsın…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder